Kayıtlar

Sarı

Resim
Üstlenmek, yüklenmek ya da sırtlanmak gibi kadın olma koşuluyla kimlik kazanabilmiş eşantiyon ifadeler, cinsiyete göre mecburiyet seçebilme hakkını ellerine almış üzerimize doğru yürüyorlar. Güvenmek, sığınmak, dayanmak, korunmak, kollanmak, sarılmak, sarmalanmak, çıt kırıldım olmak, nazlanmak, dinlenebilmek için bağırmamak isterken; elimiz hamur görsün, dilimiz mürekkeb yalasın arzusu içimizi doldurmuşken, naftalin kokulu zamanların sultanı bizlere sanki bunları istemiyormuşuz gibi davranmayı, esip gürlemeyi, külhanbeyliği taslamayı matah gösteren neydi? Fazlalıklarımızı canımızı yaka yaka söken, eksikliklerimizi üzerimize yamalayan 'eşitlik' kandırmacasının kancası mı? Belli dönemlerde TV'de ve sosyal mecralarda çokça karşımıza çıkan feminen grupların gözü dönmüş feryatlarını duydukça La Fonten'in meşhur leylek ile tilki masalı geliyor aklıma. Kurnaz tilki niyetinin iyiliğinden emin(!) leyleği evine yemeğe çağırır. Doyuma ulaşacakları yolun farklı olduğunu bi...

Bir Kitap: Şov ve Mahrem

Resim
İslam aleminin dertleri, imtihanları, düşmanları bitmiyor; dualarımız zulüm altındaki müslüman kardeşlerimiz için dinmiyorken elimizden gelenin en iyisi "dosdoğru olmak" olsa gerek. Sosyolog ve yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu tarafından kaleme alınan ve yaşadığımız "modern müslüman" kimliğini sorgulatan "Şov ve Mahrem" e ilişkin yazımız sizinle. Aynamız olsun inşallah. Kitle kültürünün içine sıkışmış insan, var olmanın yolunu "fark edilmekte" buldukça görüntülere sığınıyor. Kimlikler imajlar üzerinden inşa edilirken dini/ahlaki normların yerini modanın lokomotifliğinde tüketim kriterleri alıyor." Kuran-ı Kerim’de Allah(azze ve celle) buyuruyor : “Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada en ileri olandır.”(el-Hucurat,13) Halbuki kapitalizmin kölesi olmuş bizler, bir insanla ilk kez karşılaştığımızda onun ayakkabısına, saatine dikkat eder olduk. Üstünlük arabaların markası, modaya uygun giyinip ...

Kalbimizin OHAL'i

Resim
“Bir çocuk parkta, her zaman yem verdiği güvercinler bir başkasının yemini yiyor diye küstü onlara, “Tüm güvercinler kötüdür.” dedi. Sonra sokakta bir anne her zaman alışveriş yaptığı bakkaldan çıkmış, artan parayı hesaplarken “Sakın bakkallara güvenme, hepsi üç-beş lira kaçırmanın yoluna bakar.” dedi hayatı öğrettiği yavrusuna. Bir yaşlı amca caddede, karşıya geçmeye çalışırken durmadı hiçbir araba ve “Bu araba sahiplerinin hepsi bencildir.” dedi. Bir esnaf para bozdurmak istedi komşu dükkandan “Valla yok abi” cevabının ardından “Tüm tüccarlar yalancıdır.” dedi. Bir gariplik yok mu sizce de hikayelerde…Bir şey eksik sanki. Nasıl desem, hayat tecrübelerinin yanlış çıkarımları mı, pire için yorgan yakmak mı, “gerçeği yeni farkettim” in ardına sığınarak hala “gerçek” ve “doğru” tutumu benimseyememek mi?... Bir şey eksik. Güven, inanç, hikmet arayışı, feraset, teslimiyet, cehd…Bir şeyden de çok şey eksik… Bu ironik durumun içindeyiz birkaç aydır, bir de OHAL’deyiz....

Bir Kitap: Mantıku't Tayr--Kuşların Diliyle

Resim
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adıyla Tene canla, cana imanla hayat verdi. Can tene girince ten canlandı, ardından ona akıl verdi de o her şeyi görür oldu. Ey varlığının aşikarlığı yüzünden gözlere görünmeyen! Senin hakiki varlığının yanında alemin varlığı bir gölge, bir hiçtir, ortada bir şey yoktur. Can cisimde ve sen canda gizlisin. Ey canların canı, gizlilik içinde örtülüsün. Ey gönül! Eğer onu talep ediyorsan, yola düş; önüne arkana bak ve uyanık ol. İlim yoluyla ona ulaşılamaz. Onu tanımanın yolu gönüldür; tecrübe ve hissin dışındadır. Çünkü o kendi kutsiyetinde nişansızdır. Merhaba ey doğru yolu gösteren, hakikatte her vadinin haber çavuşu olan Hüdhüd! Ne de güzelsin ey Musa sıfatlı Yusufçuk! Tuba dalında oturan, hülleler giyen, ateşten gerdanlık takan tuti, merhaba! Ne güzelsin ey salınarak yürüyen keklik! Merhaba güzel ve eşsiz doğan kuşu! Ne güzelsin ‘elest’ miracının turaç kuşu! Merhaba ey aşk bahçesinin bülbülü! Ne de güzelsin ey s...

Takvimler Hicretle Başlar...

Resim
Takvimler hicretle başlar. Onlar, hicret adamıdırlar. İçlerinde hep bir hicretin sızısını duyarlar. Ocakta ateş mi var? Yakında sönecektir, bilirler. Yol tepeye mi çıkıyor, biraz sonra inecektir yamaçtan, farkındadırlar. Şimdi kılıç gibi doğan güneş, sonra bomba gibi batacaktır. Yeşil ağaç kuruyacak, su çekilecek, karakış yazı kovalayacak ve kovacaktır.* (kovalayacak, kovacak) Batılı insan, turist olur, olabilir, ama hicret adamı olamaz. Müslümansa, turistken de hicret adamıdır. Bu dünyada hicrettedirler. Bu çağda hicrettedirler. Bu ülkede hicrettedirler. Takvimleri hicretle başlar. Çile bir hicrettir. Çilesini bitiren Müslüman, hicretini bitirip Medine’sine ermiş olandır. Her namaz, bu yerlerden bir hicrettir. Oruç, vücudun eşyadan hicretidir. Hac bir hicrettir. Zekat bile malın maldan hicretidir. İşte Müslüman, en büyük yakınlığa ermek için bu iç içe hicret pınarlarında yunan(yıkanan) kişidir. Müslüman, hicretle gusl etmiş kişidir. Müslüman, hicretle teyemmüm etmiştir....

Ayna-2

Resim
Okumayı çok sevdiği söylenilemezdi. Canı çok sıkıldığında, vakit geçirmek için okurdu. Kimi zaman da uykusunu getirmek için bir aracı olarak kullanırdı kitapları. Amacı genellikle bir şeyler öğrenmek olmazdı zorunlu olduğu durumlar dışında. Çok okuyan arkadaşları vardı onun da herkes gibi. Hiçbir zaman onlara özenmemişti ama. Bu arkadaşlarında gördüğü ‘’kibir ve kendini beğenmişlik’’ onun şöyle düşünmesine sebep oluyordu çünkü: *‘’Çok kitap okuyan, başkalarına yukarıdan bakar.’’   Bundan hoşlanmıyordu. Belki de onlar gibi olmaktan korktuğu için okumuyordu. Ya da bu tamamen bahaneydi. ‘’Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.’’ (Lokman-18) Bu ayeti okuduğunda aklına hemen o insanlar gelivermişti. Onlar adına üzülüyordu esasında. Ama bunu yaparken kendi kibirlenmeyişiyle de övünüyor gibiydi. Şimdi, aynı hataya kendi de mi düşmüştü??? Henüz farkında değildi ...

Ayna

Resim
1.BÖLÜM Uzunca bir aradan sonra ilk defa erken kalkmıştı. Koskoca bir tatil bitmişti sonunda. Tatil ‘boş vakit’ demektir, diye duymuştu tesadüfen dinlediği bir radyo programında. İşte o da tam anlamıyla ‘boş’ geçirmişti tatilini. Müslümanın boşa geçirilecek vakti var mıydı? Bu soruyu hiç düşünmemişti ki. Oldu ya biri sorarsa cevaplar hemen hazırdı zaten: Bütün sene çok yorulmuştu, dinlenmeliydi değil mi? Ne yapmıştı kim bilir aylarca boş boş işlerle vakit geçirmesine neden olacak!                                             Twitter’da görmüştü bu ayeti. Belki birçok da hadis görmüştü boşa geçen vakitle ilgili. Aslında görmemesi de pek mümkün sayılmazdı. Tüm sosyal medya ağlarında bir...