Kayıtlar

Ayna

Resim
1.BÖLÜM Uzunca bir aradan sonra ilk defa erken kalkmıştı. Koskoca bir tatil bitmişti sonunda. Tatil ‘boş vakit’ demektir, diye duymuştu tesadüfen dinlediği bir radyo programında. İşte o da tam anlamıyla ‘boş’ geçirmişti tatilini. Müslümanın boşa geçirilecek vakti var mıydı? Bu soruyu hiç düşünmemişti ki. Oldu ya biri sorarsa cevaplar hemen hazırdı zaten: Bütün sene çok yorulmuştu, dinlenmeliydi değil mi? Ne yapmıştı kim bilir aylarca boş boş işlerle vakit geçirmesine neden olacak!                                             Twitter’da görmüştü bu ayeti. Belki birçok da hadis görmüştü boşa geçen vakitle ilgili. Aslında görmemesi de pek mümkün sayılmazdı. Tüm sosyal medya ağlarında bir...

Çok Kıymetli Dua Saatleri

Resim
Kelime anlamı 'irtibat kurmak' olan dua, biz kulların da Rabbi ile irtibat kurmasında en önemli aracı. Furkan Suresinin 77. ayetini işiten kullar bilir ki, duamız olmasa bir ehemmiyetimiz de yoktur aslında. Bugün baktığımızda hayatın yoğunluğu içinde zaman zaman ihmal ettiğimiz dua ibadeti için Efendimiz (sav) bir hadisinde: "Allah katında duadan makbul ve kıymetli hiçbir şey yoktur." diyor. Gönülden edilen her duanın çok kıymetli olduğunu biliyoruz, ancak yine hadislerle ifade edildiği üzere bu önemli ibadet için çok özel saatler/zamanlar var. Biz de "Altın Dua Saaatleri"ni sizler için derledik. 1. Resulullah (sav) şöyle buyurdu; “Müslüman kişi için üç vakit vardır, onlarda dua ederse, sıla-i rahmi kıran ve günah olan bir şey talep etmedikçe, kendisine mutlaka icabet edilir: Namaz için müezzin ezan okurken susuncaya kadar, savaşta iki saf karşılaşınca Allah aralarında hükmedinceye kadar, yağmur yağarken kesilinceye kadar." 2. Resululla...

Bir Kitap: Dokuz Yüz Katlı İnsan

Resim
‘İnsani değerlerin güneşin altındaki buz gibi eridiği yüzyılımızda, insanın KİM olduğu ve sıkışıp kaldığı ontolojik dar alanlardan nasıl çıkabileceğini anlamak ve anlatmak öncelikli bir gaye haline geldi.’ İnsanı insana anlatmak…. Unuttuğumuz kendimizi bize tanıtmak…. Uzaklaştığımız benliğimize yeniden yaklaşmak….. Dürüst olalım ki kitabın içindekiler kısmını açtığımızda hatta oraya bile gelmeden kapağına baktığımızda bize anlamsız gelen bir sürü kelime, terim kavramla karşılaşıyoruz. Bizi bize anlatmaya çalışan bu eseri anlayamayacağımız önyargısıyla çeviriyoruz sayfaları. Belki felsefe veya psikolojiyle, belki de tasavvufla daha önce bir şekilde tanışmış kişiler tanıdık terimler göreceklerdir. Ama onlara bile uzak gelen bir sürü şey olacağına inanıyorum. Ama bilen bilmeyen herkese tanıdık gelecek bir şeyler var.Anlamasak da hissedebileceğimiz,bir yerlerden tanıdık gelen…. Tanıdık evet. Biziz o tanıdık gelen şey. Anlamaya başladığımız şeyler ki...

Neler Oluyor Bize?

Resim
          Bir pazar günü pek de kimse sormak istemiyor kendine “Neler oluyor bize?” diye. Pazartesi sendromu(!)ndan önce tatilin tadını çıkarmak(!) için rahatsız etmek istemiyoruz kendimizi. Öyle ya, tüketilmesi(!) gereken bir tatil zamanı var elimizde ve yetiştirmemiz, dahi yetişmemiz gereken onlarca “yapılacaklar”ımız... Bunların yanı sıra bir de iyi ki kitaplar var… İyi ki bize Üstad Cahit Zarifoğlu’nun “Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayınız.” sözünü hatırlatan acılar, arayışlar, cümleler, hayatlar var… İyi ki “yavaşla”mamızı sağlayan bir kalbimiz, ruhumuz var! “Saatlerini doğanın ve iç dünyalarının çevrimine ayarlayanlar, güneşi ve gökyüzünü görebilenler, hayatı uzun bir şimdi veya yekpare, geniş   bir an olarak yaşayabilenler ‘içime çektiğim hava değil gökyüzüdür’ diyebilenler, eve mutlu dönüyor.” diyor Kemal Sayar “Yavaşla” adlı kitabında… Tekrar tekrar, kutsal bir şiiri yaşarcasına   okuyorum, her bir v...

Ey Talib! Yolun Sonu Neresi? (3)

Resim
“Cenab-ı Aşk” kitabının üçüncü ve son bölümü: “ bir kafes bir kuş aramaya çıktı ”. Bu başlıktan sonra noktayı koyup susası geliyor insanın… Aramakla başlamıştı yolculuk, “talib” ol dedi önce Cündioğlu ilk bölümle; bir parmak bal sürdü ağzımıza zihnimizin nicedir hasret olduğu karmaşıklıkla…O karmaşa merak ettirdi de bizi, ikinci adımı atıp “kendimizi” aramaya koyulduk. “Kendi” dedi ikinci bölümde; kendini nasıl bilebileceğini öğretti, kendilik ne demek bildirdi. Yola niyetlenen yol alır, yol alan menzile varır dedik ve geldik üçüncü bölüme…Üçüncü bölümde “ölüm” geldi çattı; biz de sorduk haliyle “yolun sonu neresi?”…. Anlamakta, idrak etmekte ve alıp kabul etmekte en çok zorlandığım bölüm olsa gerek… Ölümün bizde uyandırdığı korku ve kaçma isteğinden bahsederek başlıyor Cündioğlu ama kelimelerin ve anlamların zıtlarıyla açıklıyor ölümü: Ölüme razı olmak… yani narına da nuruna da rıza vermek…Becerilebilirse kaçmamak, kaçılabileceği vehmine kapılmamak…bilakis bil...

Bir Film: Altın ve Bakır (2)

Resim
Altın ve Bakır filminin kritiğine, filmden bir kaç sahneye daha yer verdiğimiz son yazı ile devam ediyoruz. Tüm yaşanan zorlukların etkisiyle gayet insani olarak bir ara Zehra ve Seyyid birbirlerine seslerini yükseltirler ve tartışırlar. Tartışmanın ardından: Zehra Sadat: Özür dilerim Seyyid, beni affet. Seyyid Rıza: Öyle deme üzülüyorum, sen beni affet. Zehra Sadat: Peygamber evladına hizmet edeyim diye eşin oldum, bunun yerine sana bir yük oldum. Seyyid Rıza: Peygamber soyundan olmak liyakat ister. Uzun yıllar boyunca benimle ilgilendin.  İzin ver ben de sana hizmet edeyim. Sonra, çevremde olan biteni anlarım. Zehra Sadat: Sen bana daha önce hiç bağırmamıştın. Maşallah sesin de... (utanır) :) Seyyid Rıza: Eğer bir daha sana sesimi yükseltirsem, Allah beni affetmesin. Günümüz filmlerindeki eşlerin ilişkileri üzerine sahnelerde pek de rastlayamayacağımız incelikte bir sahne. Müslüman çoğunlukta olmasına rağmen toplumumuzda bile aile ilişkileri dini boyutundan çok...

Bir Film: Altın ve Bakır

Resim
Bazı filmler öyle doğru zamanda gelir ki, etkisinden çıkmak kolay olmaz. Bu sadece zamanlamanın etkisi değildir elbette ki; film sonunda size kattıklarıyla önemli bir yere oturur hayatınızda. Karine Kültür Sanat Köşesi olarak film önerilerimizde hayata bakış açımızda farklı bir pencere açabilecek, kimi zaman düşündürecek kimi zamansa insanın içini rahatlatacak filmler seçmeye çalışıyoruz. Fakat bazı filmler vardır ki üzerine söyleyecek çok şey bırakır. İki hafta öncesinin film önerisi olan Altın ve Bakır da böyle bir filmdi bizler için. Seyyid Rıza, iki çocuk babası bir ilim öğrencisidir. Eşi Zehra Sadat ve çocuklarıyla Tahran'a taşınırlar. Böylece Seyyid Rıza burada ilim eğitimini tamamlamak için ahlak derslerini alacaktır. Ancak işler pek beklenildiği gibi gitmez ve Seyyid Rıza, eşinin MS hastası olduğunu öğrenmesiyle büyük bir kargaşanın içine düşer. Bir yanda eşinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye çalışırken bir yandan da çocuklarına hem annelik hem de babalık yapmak...