Kayıtlar

Ey Talib! Yolun Sonu Neresi? (3)

Resim
“Cenab-ı Aşk” kitabının üçüncü ve son bölümü: “ bir kafes bir kuş aramaya çıktı ”. Bu başlıktan sonra noktayı koyup susası geliyor insanın… Aramakla başlamıştı yolculuk, “talib” ol dedi önce Cündioğlu ilk bölümle; bir parmak bal sürdü ağzımıza zihnimizin nicedir hasret olduğu karmaşıklıkla…O karmaşa merak ettirdi de bizi, ikinci adımı atıp “kendimizi” aramaya koyulduk. “Kendi” dedi ikinci bölümde; kendini nasıl bilebileceğini öğretti, kendilik ne demek bildirdi. Yola niyetlenen yol alır, yol alan menzile varır dedik ve geldik üçüncü bölüme…Üçüncü bölümde “ölüm” geldi çattı; biz de sorduk haliyle “yolun sonu neresi?”…. Anlamakta, idrak etmekte ve alıp kabul etmekte en çok zorlandığım bölüm olsa gerek… Ölümün bizde uyandırdığı korku ve kaçma isteğinden bahsederek başlıyor Cündioğlu ama kelimelerin ve anlamların zıtlarıyla açıklıyor ölümü: Ölüme razı olmak… yani narına da nuruna da rıza vermek…Becerilebilirse kaçmamak, kaçılabileceği vehmine kapılmamak…bilakis bil...

Bir Film: Altın ve Bakır (2)

Resim
Altın ve Bakır filminin kritiğine, filmden bir kaç sahneye daha yer verdiğimiz son yazı ile devam ediyoruz. Tüm yaşanan zorlukların etkisiyle gayet insani olarak bir ara Zehra ve Seyyid birbirlerine seslerini yükseltirler ve tartışırlar. Tartışmanın ardından: Zehra Sadat: Özür dilerim Seyyid, beni affet. Seyyid Rıza: Öyle deme üzülüyorum, sen beni affet. Zehra Sadat: Peygamber evladına hizmet edeyim diye eşin oldum, bunun yerine sana bir yük oldum. Seyyid Rıza: Peygamber soyundan olmak liyakat ister. Uzun yıllar boyunca benimle ilgilendin.  İzin ver ben de sana hizmet edeyim. Sonra, çevremde olan biteni anlarım. Zehra Sadat: Sen bana daha önce hiç bağırmamıştın. Maşallah sesin de... (utanır) :) Seyyid Rıza: Eğer bir daha sana sesimi yükseltirsem, Allah beni affetmesin. Günümüz filmlerindeki eşlerin ilişkileri üzerine sahnelerde pek de rastlayamayacağımız incelikte bir sahne. Müslüman çoğunlukta olmasına rağmen toplumumuzda bile aile ilişkileri dini boyutundan çok...

Bir Film: Altın ve Bakır

Resim
Bazı filmler öyle doğru zamanda gelir ki, etkisinden çıkmak kolay olmaz. Bu sadece zamanlamanın etkisi değildir elbette ki; film sonunda size kattıklarıyla önemli bir yere oturur hayatınızda. Karine Kültür Sanat Köşesi olarak film önerilerimizde hayata bakış açımızda farklı bir pencere açabilecek, kimi zaman düşündürecek kimi zamansa insanın içini rahatlatacak filmler seçmeye çalışıyoruz. Fakat bazı filmler vardır ki üzerine söyleyecek çok şey bırakır. İki hafta öncesinin film önerisi olan Altın ve Bakır da böyle bir filmdi bizler için. Seyyid Rıza, iki çocuk babası bir ilim öğrencisidir. Eşi Zehra Sadat ve çocuklarıyla Tahran'a taşınırlar. Böylece Seyyid Rıza burada ilim eğitimini tamamlamak için ahlak derslerini alacaktır. Ancak işler pek beklenildiği gibi gitmez ve Seyyid Rıza, eşinin MS hastası olduğunu öğrenmesiyle büyük bir kargaşanın içine düşer. Bir yanda eşinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeye çalışırken bir yandan da çocuklarına hem annelik hem de babalık yapmak...

Ey Talip! Yolda Daim Olalım…. (2)

Resim
Bu yazıyı, bir kutlu yolculuğun arifesinde yazıyorum. Geçen hafta Dücane ile yola düşmüştük; o yolculuğun daha başlangıcında başka bir yol hali nasip oldu. Arayışın, kendini bulmanın ve dahi hasretin farkına varıp vuslata ermenin adresi: Umre. Hem de “yalnız”. İlk kez yalnız yol alacak olmanın ayrı bir heyecanı var yüreğimde. Ben tam böyle duygular içindeyken kitabın ikinci bölümü de derde deva, ruha şifa niyetine   “yalnızlık” ve “tek başınalık” kavramlarını ele alıyor. Kitabın ilk bölümüyle genel olarak neden “yolcu” ve “talip” olmak gerektiğini aktarmıştı Cündioğlu. İkinci bölümde ise “nasıl talip olunur” ve “nasıl yol alınır”ı anlatıyor.                 “Yalnızlık kişinin kendisiyle buluşması… kendisiyle tanışması…kendisini tanıması…Demem o ki yalnızlık kişinin sürülere karşı kendini koruması, onlardan kaçması değil, bilakis sürülerin içine atılmışken, tam da sürülerin içindeyken kendini fark ...

Ey Talip! Yola Koyulalım… (1)

Resim
Aşk Nokta İdi Dücane Cündioğlu bir ‘nokta’dan başlıyor ilme ve aşka dair konuşmaya…Kitabın ismi Cenab-ı Aşk. Aşık olmak ve dahi her an aşkı taze kılmak için heybesinde ‘ilimle’ düşüyor yola.   “Ne garip değil mi, Kur’an’da ilim sözcüğünün çoğulu bulunmaz…İlim, Kur’an’ın nüzulundan sonraki yıllarda çoğaldı… Peki, böylelikle artmış mı oldu?Hayır! Kur’an’a göre ilmin sadece artması makbuldür, çoğalması değil. …İlim de böyle. Çoğulu yok. Aslında o bir noktaydı, noktadan ibaretti; daha açıkçası ilim bir tek şeyin ilmiydi. Esasen bilinmesi gereken bir tek şey vardı, o şeye dair ilmin artması umulabilir, istenebilirdi; zira tüketilmesi, tamamlanması mümkün değildi ”. Demek ki “aşk imiş her ne var alemde”nin sırrı tam da burada saklı…Kitap, her yeni cümlede insanı bambaşka ufuklarda yaşatan engin bir düşünce dehlizine çekerken bir yandan da suyun akışını seyreder gibi, bir şiir rüyasında gibi hissettiriyor. Hem kalbi hızlı çarpıyor “aşık” adayının, hem ruhu can...

Tolstoy'dan alıntılar

Resim
                         Biz gazi üniversitesi tıp fakültesi karine  hanım kızlarıyız. Yaklaşık 5-6 hafta önce  başladığımız,  belli bir kitabı okuyarak pazartesi günleri  kritiğini yaptığımız bir grup oluşturduk okulumuzda. İlk kitabımız Tolstoy'dan " İnsan ne ile yaşar?" oldu.  Kitaplarımızı seçerken ahlaki ve edebi  niteliğinin olmasına dikkat ediyoruz, birbirimizin fikirlerinden faydalanmak esas amacımız. Güzel bir grup oluşturduk, eğlenceli ve düşündürücü geçiyor toplantılarımız. Normalde 1 saat diye anlaşmıştık ama kimse ayrılmak istemiyor, uzayıp gidiyor okumalarımız. O yüzden  süremizi biraz geçiyoruz. Kendimizin hazırladığı yada aldığımız ikramları kendimize sunuyoruz. Açken her iş zor tabi. Toplantılarımız pazartesi günleri 16.30 da başlıyor. Okulumuza yakın bir yerde, camiye ait olan bir dersliği kullanıyoruz. D...