Efendimizle bağınıza bir düğüm de bugün atmak ister misiniz?


571 yılı... Dünya'nın alemlerin nuruna kavuştuğu yıl... 12 Rebeülevvel, Pazartesi günü...
Aradan 1446 yıl geçti., fakat ne söylediklerinin etkisi yüreklerden soğuyup döküldü, ne de ona ait en ufak bilgi, anı kırıntısı gözlerden yaşlar dökmeye, kalbi ısıtmaya bir son verdi. Çünkü O, herhangi bir filozof, düşünür, devlet adamı ya da asker değil. Hiç olmadı da. Devlet başkanlığı  da , komutanlığı da herhangilikten çok uzaktı. Her şeyden önce, Rasulullah diye bildik onu. Allah'ın Rasulü... Kelime-i şehadet'te Allah'tan sonra onun Rasul olduğunu andık, öbür türlü İslam'la şereflenilmiyordu çünkü.

Sonra alemlerin onun yüzü suyu hürmetine yaratılması, Allah'ın en sevgili kulu olmasıyla kat kat sağlamlaşan bir yer ayrıldı O'nun için kalplerde.

“(Rasûlüm!) Biz Sen’i ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ, 107)

Yaptıkları, söyledikleri, ashabına tavırları, şefkati, ümmetine sevdası... Hepsi ama hepsi, Allah'ın biz Müslümanlara etrafına rahmet taşan bir peygamberle kendisine çağırışından başka bir şey değildi.

Bugün bizler, ahir zaman Müslümanları, Rasulullah'ın kardeşlerim dediği insanlar, ne yapacağız doğduğu gecede sorguladık mı?

Bir çoğumuz kendi doğum günümüz unutulduğunda oldukça üzülürüz. Bir kutlama yapılmasına lüzum yoktur belki, ama hatırlansın isteriz. Bugün kendisine Müslüman diyen kardeşlerimize sorsak "Rasulullah'ın doğum günü ne zaman" diye, kaçımız günü ayı yılıyla takılmadan cevap veririz?
Tamam onu bildik 12 Rebeülevvel, Miladi 571 dedik.
Hicri takvimi kaçımız takip ediyoruz?
Tamam, tamam...
Bunlar önemli değil, hepsini unutalım. Sil baştan başlayalım:
Bugün kaçımız Rasulullah'ın sünnetine bağlıyız? Kaçımız hiç taviz vermeden uygulamaya çalışıyoruz, uyguluyoruz değil dikkat edin, çalışıyoruz.
Güncel olaylardan örnek verelim, televizyonlarda hadislerle ilgili tartışmalar oluyor, Müslümanların bir kısmı sünnete gerek yok gibi söylemlerle dolaşıyor ve buna gerçekten inanıyorlar. İslam'dan Rasulullah'ı birileri silmek için çırpınıyor.
Alemlerin bile kendisi için yaratıldığı Rasulullah'ın sünnetine gerek yok demek büyük bir cahillik olur.
Hiç o meselelere girmeyelim de, biz işin zaten farkında olan kardeşlerimizle konuştuğumuzu, dertleştiğimizi farz edelim.
Şöyle bir 1446 yıl değil ama 1420-1410 yıl geri gidelim. Peygamberimizin gençliğini, toplumdaki yerini, nasıl karşılandığını bir görelim, sonra vahyin geldiği yaşlarını, Mekke'de Müslümanlara yapılan zulmü, Hicreti, Medine'yi, hepsini görelim. Gözlerimizle göremeyiz belki. Ama bugün o kadar çok kaynak var ki bize o zamanları anlatan. Hem de o kadar çok kaynak dediğimizde bahsettiğimiz güvenilir kaynaklar.

Şöyle bir o tarih sayfalarında kaybolalım.

İstediğiniz kadar kalın demeyi isterdik ama mutlaka geri dönün, çünkü biz şimdideyiz, Ahir zamanda...
Ne gördüyseniz, gününüz koşullarına uygulamak istemez misiniz?

Asr-ı saadette ne öğrendiyseniz, o bilgiyle amel etmek istemez misiniz?

Şartlar değişti, biz Arap yarımadasında değiliz belki evet, ama Rasulullah'ın anlattıkları, uyguladıkları, öğrettikleri zaten zaman ve mekandan bağımsızdı. Güncellenebilir "toplumsal" uygulamalar varsa Kur'an ve sünnete uygun güncelleyelim. Kimsenin şikayeti yok, buyurun lütfen yapalım.

Hz. Muhammed'in doğum gününü unuttunuz mu, üzülmeyin, sakin olun. Eğer onun hayatını kendi hayatınıza tatbik ettiyseniz, ona yüreğinizden bir bağ çoktan ulaşmıştır inşaAllah.

Efendimizle bağınıza bir düğüm de bugün atmak ister misiniz?

Bizlere Rabbimizin merhametinden ikram ettiği bu güzel vakitleri hayırla ve güzellikle geçirerek Efendimiz ve Rabbimizle bağımızı kuvvetlendirmek adına değerlendirmeye gayret edelim inşallah.
Esselam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu (K.S.)

Boykot'a nereden başlasak?

Bir Film:Incendies / İçimdeki Yangın