Kayıtlar

Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu (K.S.)

Resim
HAYATI “Bir gün Hızır -aleyhisselâm-, evlerinin kapısına gelerek, hizmetçi kadın vâsıtasıyla muhtereme vâlideyi (Sâmi Efendi’nin annesini) kapıya çağırır. Her ne kadar vâlide hanım; –Kızım, ne isterse ver! tembihinde bulunsa da ziyaretçi; –Hayır muhakkak kendisi ile görüşmem lâzım! diye ısrar edince, mecbûren kapının arkasına gizlenerek: –Buyurun! der. Hızır -aleyhisselâm-: –Kızım, hâmile olduğunu biliyor musun? Senin vâsıtanla büyük bir insan dünyaya gelecek ve sol eğe kemiği üzerinde büyükçe bir ben bulunacak, uzun müddet İslâm’a hizmet edecek. Bu müddet zarfında haram ve helâle dikkatli ol ve ismini de «Mahmud Sâmi» koy! müjdesini verir ve teberrüken bir gömlek ister. Gömlek getirilinceye kadar ortadan kaybolur.” Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, 1892 yılında Adana'da dünyaya gelmiştir. Babası tarihte Ramazanoğulları diye bilinen âileden Müctebâ Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanım'dır. İlk ve orta okul eğitimini memleketi Adana’d...

Sarı

Resim
Üstlenmek, yüklenmek ya da sırtlanmak gibi kadın olma koşuluyla kimlik kazanabilmiş eşantiyon ifadeler, cinsiyete göre mecburiyet seçebilme hakkını ellerine almış üzerimize doğru yürüyorlar. Güvenmek, sığınmak, dayanmak, korunmak, kollanmak, sarılmak, sarmalanmak, çıt kırıldım olmak, nazlanmak, dinlenebilmek için bağırmamak isterken; elimiz hamur görsün, dilimiz mürekkeb yalasın arzusu içimizi doldurmuşken, naftalin kokulu zamanların sultanı bizlere sanki bunları istemiyormuşuz gibi davranmayı, esip gürlemeyi, külhanbeyliği taslamayı matah gösteren neydi? Fazlalıklarımızı canımızı yaka yaka söken, eksikliklerimizi üzerimize yamalayan 'eşitlik' kandırmacasının kancası mı? Belli dönemlerde TV'de ve sosyal mecralarda çokça karşımıza çıkan feminen grupların gözü dönmüş feryatlarını duydukça La Fonten'in meşhur leylek ile tilki masalı geliyor aklıma. Kurnaz tilki niyetinin iyiliğinden emin(!) leyleği evine yemeğe çağırır. Doyuma ulaşacakları yolun farklı olduğunu bi...

Bir Kitap: Şov ve Mahrem

Resim
İslam aleminin dertleri, imtihanları, düşmanları bitmiyor; dualarımız zulüm altındaki müslüman kardeşlerimiz için dinmiyorken elimizden gelenin en iyisi "dosdoğru olmak" olsa gerek. Sosyolog ve yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu tarafından kaleme alınan ve yaşadığımız "modern müslüman" kimliğini sorgulatan "Şov ve Mahrem" e ilişkin yazımız sizinle. Aynamız olsun inşallah. Kitle kültürünün içine sıkışmış insan, var olmanın yolunu "fark edilmekte" buldukça görüntülere sığınıyor. Kimlikler imajlar üzerinden inşa edilirken dini/ahlaki normların yerini modanın lokomotifliğinde tüketim kriterleri alıyor." Kuran-ı Kerim’de Allah(azze ve celle) buyuruyor : “Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada en ileri olandır.”(el-Hucurat,13) Halbuki kapitalizmin kölesi olmuş bizler, bir insanla ilk kez karşılaştığımızda onun ayakkabısına, saatine dikkat eder olduk. Üstünlük arabaların markası, modaya uygun giyinip ...

Kalbimizin OHAL'i

Resim
“Bir çocuk parkta, her zaman yem verdiği güvercinler bir başkasının yemini yiyor diye küstü onlara, “Tüm güvercinler kötüdür.” dedi. Sonra sokakta bir anne her zaman alışveriş yaptığı bakkaldan çıkmış, artan parayı hesaplarken “Sakın bakkallara güvenme, hepsi üç-beş lira kaçırmanın yoluna bakar.” dedi hayatı öğrettiği yavrusuna. Bir yaşlı amca caddede, karşıya geçmeye çalışırken durmadı hiçbir araba ve “Bu araba sahiplerinin hepsi bencildir.” dedi. Bir esnaf para bozdurmak istedi komşu dükkandan “Valla yok abi” cevabının ardından “Tüm tüccarlar yalancıdır.” dedi. Bir gariplik yok mu sizce de hikayelerde…Bir şey eksik sanki. Nasıl desem, hayat tecrübelerinin yanlış çıkarımları mı, pire için yorgan yakmak mı, “gerçeği yeni farkettim” in ardına sığınarak hala “gerçek” ve “doğru” tutumu benimseyememek mi?... Bir şey eksik. Güven, inanç, hikmet arayışı, feraset, teslimiyet, cehd…Bir şeyden de çok şey eksik… Bu ironik durumun içindeyiz birkaç aydır, bir de OHAL’deyiz....